top of page

2026-2027 ÖĞRETİM YILINDA ANAOKULLARINI NE BEKLİYOR?

11 Eyl
6 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 2 Eki

Didem TOLUNAY Ocak, 2026


Sorunun çözümüne ulaşmak için durumun tespiti ile başlayalım!

Türkiye’nin dört bir yanındaki anaokullarının yaşadığı işletmesel sorunlar aynı

1.     Azalan nüfus ve çocuk sayısı

2.     Devlet okullarının güçlenmesi ve iyi işler ortaya koyması ve Belediye kreşlerinin çok ekonomik bir alternatif olarak rekabet oluşturması

3.     Değişen ebeveyn beklentileri, okullardan istenenin her yıl değişiyor olması.

4.     Ekonomik kriz sebebiyle maliyetlerin çok yükselmesi

5.     Yeni nesil öğretmen yetiştirmenin ve devamlılığı sağlamanın zorluğu

6.     Sınırlı kontenjanlar sebebi ile kurumu büyütme fırsatı olmaması

7.     Çoğu okulun birbiriyle aynı şeyleri yapıyor olması


Dolayısıyla GELECEK KAYGISI:

• Aklımızdaki sorular ve endişeler aynı;

• Öğrenci bulabilecek miyiz?

• İyi öğretmenlerimizi tutabilecek miyiz?

• Kira artış oranını karşılayabilecek miyiz?

• Ücret tahsilatında pazarlıksız ve eksiksiz yol alabilecek miyiz?

Yani sürdürülebı̇lı̇r olabilecek miyiz?


Bugünü yorumlamak ve geleceği ön görebilmek için bulunduğumuz noktaya nasıl geldiğimizi hatırlayalım.

1908-1912 Osmanlı döneminde; bakım, din eğitimi, korunma, oyalanma amaçlı olarak kimsesiz çocuklara barınma ya da küçük çocuklara ıslahhane olarak hizmet verilmiştir.

1912-1913 balkan savaşlarından sonra resmi anaokulları açılmaya başlandı. Ancak; Türk kadın öğretmen yetiştirilmemiş olduğu için azınlıklardan öğretmenler bulunmuş, onlar da çok eski yöntemleri uygulayarak başarısızlığı getirmiştir.

1913-1917 yıllarında savaş sonrası resmi anaokulları yaygınlaşmıştır. İlk önce zenginlerin çocuklarına hizmet veren Petalozzi, Montessori, Frobel yaklaşımlı okullar açıldı.

Kazım Nazmi Bey tarafından “Çocuk Bahçesi” uygulaması modellenmiştir. Bu modellemeden sonra Eğitim Bakanlığı 10 okul için ödenek ayırmıştır. Bu okullar koşulları yetersiz çocuklarla diğer çocuklara fırsat eşitliği ile hizmet sunuyordu. Yetenek, beceri, el işleri konularında eğitimler şefkatli kadınlar tarafından öğretiliyor ve ilköğretime hazırlık yapılıyordu. 4-7 yaşa hizmet veren bu okullar zamanla ilkokulların içinde de açılmaya başladı.

15 mart 1915’te anaokulları için açılış mevzuatı yayınlandı. Bu okullar; ilkokulu bulunan bir kız mektebine bağlı ya da bağımsız olabilirdi. Ücretli ya da ücretsiz olabilirdi ancak ücretli okula hiçbir şekilde ücretsiz öğrenci alınamazdı.

1923’te anaokullarında 136 öğretmen çalışıyordu.

1989’da ise 38 ilde 80 okul, 5880 öğrenci vardı.

Öğretmen eğitimi tarihçesine baktığımızda ise;

1927-1928 yıllarına «Ana Öğretmen Okulu» açılmış, 1933’te kapatılmıştır.

Kurtuluş savaşı sonrası kısıtlı kaynaklar daha çok ilköğretime kaydırılmış ve bu durum yetersiz anaokullarının kapanmasına neden olmuştur.

Ancak İstanbul’da fabrikalarda ve ziraatte çalışan annelerin çocuklarına bakım sağlamak amacıyla fakir ailelere hizmet sunan «çocuk yuvaları» açılmıştır.

1932 yılına gelindiğinde; fakir ve dul kadınların çocukları için il «Belediye yuvası» açılmıştır.

1937-1938 istatistiğinde resmi anaokulları hiç yer almazken; özel anaokullarının sayısı 47, öğretmen 59, öğrenci sayısı 1555. Bu okulların sadece 14 tanesi Türk, 33 tanesi yabancılara ya da azınlıklara ait okullar.

Okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması en çok kız enstitüleri ve kız meslek liseleri ile gerçekleştirilmiştir. Temel amacı iyi bir anne ve ev hanımı yetiştirmek olan bu okullarda çocuk gelişimi eğitimleri verilmiştir.

1962 yılına kadar okul öncesi eğitim hep isteğe bağlı kaldı. 1962 yılında anaokulları ve anasınıfları yönetmeliği yayınlandı. 1963-1964 yılında kız meslek liselerinde çocuk gelişimi bölümü açıldı.

1988 yılında anaokulu öğretmenliği için 2 yıllık yüksek okuldan mezun olunması gerektiği kararı alındı.

Mayıs 1996’da okul öncesi eğitimin 2 yılının zorunlu olması kararı alındı.

Son dilimi 2000 yılına rastlayan 7,5 yıllık kalkınma planında; şehirleşme ve sanayileşme olan bölgelerde yaygınlaştırma çalışmalarına devam edilmesi, işçi çalıştıran kurumların kreş ve gündüz bakımevi bulundurması, 6 yaş için anasınıfı açılmasına devam edilmesine karar verildi.

2000 Yılı ve sonrası;

• Eğitim reformları ile birlikte kız meslek liselerinin meslek liseleri ve teknik liselere dönüştürülmesi,

• Okul öncesi programın tamamen yenilenerek 2002 yılında yeni bir sisteme geçilmesi,

• 0-6 yaş çocuklarına hizmet veren okulların anaokulları, anasınıfları, kreşler ve gündüz bakım evleri olarak devam etmesi.


Peki rekabet ne zaman kızıştı?

Aslında yoksul ve bakıma muhtaç ailelere bir bakım alternatifi olarak ortaya çıkan kreş ve gündüz bakım evlerinden bazılarının işini çok iyi yapması, denetim ve sınırlar konusunda Milli Eğitim Bakanlığına bağlı anaokulu gibi hizmet vermeleri kurum işleyişlerini birbirine yaklaştırdı.

Özel ilkokulların anasınıflarını geliştirip anaokulları da işletmeye başlaması ve okul öncesi eğitim zorunlu olmamasına rağmen zorunluymuş gibi algı yürütülmesi de farklı bir seçenek olarak ortaya çıktı.

(2012 yılında geçilen 4+4+4 sisteminde hala okul öncesi eğitim zorunlu değildi. 2020-2021 yılından itibaren 5 yaş için zorunlu hale getirildi).

Bu gelişim ve dönüşüm dönemini özetleyecek olursak; okul öncesi eğitimin Avrupa örneklerinden esinlenilmiş denemeleri olmasına rağmen bakım ve ilkokula hazırlık bakış açısının ötesine geçmekte oldukça geç kalındığı, planlı ve kademeli geçişler yerine suyun akarken yolunu bulduğu, zorunlu olmadığı sürece hem yatırım hem de ailelerin tercihi bakımından ilk vazgeçilen eğitim kademesi haline gelmiştir. Tarih boyunca ekonomik kriz dönemlerinden en çok etkilenen kademedir.

Geldiğimiz noktada; Türkiye genelinde örgün öğretimde resmi 10.383, özel 7.271 toplam 17.654 okul öncesi kurum bulunmaktadır. 1.741.314 öğrenci; bunun %18,8’i özel okul öncesi eğitim kurumunda. (yaklaşık 327.300). 84.064 öğretmen bulunmaktadır.

Kaba bir hesapla; resmi okul öncesi okullarda okul başına 136 öğrenci, özel okul öncesi okullarda okul başına 45 öğrenci düşüyor!

Okul öncesi eğitimin tarihçesine, kuruluş amaçlarına ve gelişimini hatırlayalım! Sizce resmi okulları tercih eden bu yoğun veli kitlesinin özel okul giderlerini karşılayacak maddi imkanı yok mu? Özel okullara göndermek istemeyen velilerin tercih etme ve etmeme konusunda güncel ve gerçek sebepleri neler?


Okul öncesi kurumların acı gerçeklerle yüzleşme zamanı…

1. Çoğu okulda «yatırım» denince akla ilk olarak fiziksel yatırım ve otelcilik hizmetlerinin geliyor olması,

2. 1918’den kalma eğitim programlarının ve yaklaşımlarının hala uygulanmaya çalışılıyor olması ya da bu açığı kapatmak için çocuğun hiç ihtiyacı olmayan branş dersleri ile programın doldurulmaya çalışılıyor olması,

3. İşletme yönetimi konusunda profesyonellikten uzak, deneme yanılma yöntemleri ile yol almaya çalışılıyor olunması,

4. Tahsilat konusunda profesyonel ödeme araçları ve sabit ücret uygulamasına geçilememesi,

5. Öğretmen yetiştirme ve kurum kültürü çizgisinin korunması konusunda sınırların esnek tutulması ya da ikili ilişki kültürünün yerleşmesi yada tek kişi üzerinden sistem yürütülmeye çalışılması ile tükenmişliğin hızlı şekilde kurum kültürü haline gelmesi,

6. Tercih edilmek ve rakiplerden ayrışmak için gerekli çalışmaların yapılmadan kadere razı olunması,

7. Aslında çok tehlikeli bir araca dönüşme potansiyeli olan sosyal medya ve yapay zekanın yanlış kullanımı,

8. 3-4 yıllık eylem planları yerine yıllık planlama ile hareket edilmesi,

9. Kolejlerle rekabetten korkup payına düşeni alabilmek için zamanın gelmesini beklemek,

10. Yayın, kırtasiye, sosyal etkinlik, genel giderler vs gibi ürün ya da gelirlerle günü kurtarma çabası,

Maalesef bu liste uzar gider...


Gelelim gelecek yıl ve sonraki 3 yıllık süreçte anaokullarını nelerin beklediğine:

Kurum sayısı açısından: Meb’in en net önceliklerinden biri okul öncesinde okullaşma oranını arttırmak. (Özellikle 5 yaş) Dolayısıyla resmi anaokullarının ama daha çok anasınıflarının sayıları artacak. Özel anaokulu sayısındaki artış sınırlı, kapanışlar fazla olacak. Yeni artış daha çok orta ölçekli şehirler ve gelişen ilçelerde olacak . Büyüme hızı 3-4 yıla göre daha da yavaşlayacak.

Öğrenci sayısı açısından: Doğum oranları azalmaya devam edecek, okul öncesi dönem nüfusu azalacak. Okula gitmeyen çocukların sisteme dahil edilmesi sağlanacak ancak bu çocuklar zaten dezavantajlı çocuklar ve özel okulların hedef kitlesi değil.

Resmi ve özel okullar dengesi açısından: Resmi okul öncesi kurumlar daha hızlı büyür. Özel okul öncesi kurumların sayısı artar ama payı çok da yükselmez. Dar gelirli ailelerin çocuklarının resmi okullara zorunlulukla yönlendirilmesi ile bazı bölgelerde özel okullara kayma görülebilir.

Öğretmenler açısından: Ek atamalar olabilirÜcretli öğretmen yerine kadrolu istihdamı doğabilir.Bu da nitelikli öğretmenlerin kaybı anlamına gelebilir.Hiç mezun vermeden 10 yıl yetecek kadar okul öncesi öğretmeni var.

Özetle önümüzdeki 4 yıl için en olası tablo: Okul öncesi devlet politikası olarak güçlenmeye devam eder. Kurum sayısı artar, ama patlama şeklinde değil. Öğrenci sayısı nüfus düşüşüne rağmen korunur ya da hafif artar. Büyümenin ana motoru resmî kurumlar olur. Sistem daha çok ilkokul bünyesindeki anasınıfları üzerinden genişler.


Hiç umut yok mu? Yapılması gerekenler nelerdir?

Fark yaratmak okul öncesi eğitim kurumları için artık bir tercih değil zorunluluk haline gelmiştir. Ücretsiz bir rakibin muadili olmak kurumları eritecektir. Rakipler arasında ücret ve fiziksel koşullar dışında belirgin farklar olmaması kurumları eritecektir. Çok kademeye sahip okullar statü göstergelerini kullanarak bağımsız okulları eritecektir.

1. Eğitim öğretim çalışmalarında fark yaratmak gerekecek:

Kurumun tercih edilmesi için ücretsiz ve ücretli rakiplerde olmayan bir model sunulması bir kurum için en önemli misyondur.

Ulusal ve uluslararası standartlarda güncel eğitim hizmeti sunulmadığı sürece bu rekabette yer almak ve eğitim-öğretim hizmetlerini özel olarak satın almak isteyen veli kitlesini yakalamak mümkün olmayacaktır.

2. Profesyonel işletme koşulları ile yönetim gerekecek:

Anaokulları kolaylıkla kurulan ve herkesin gelir elde etmek için belli miktar yatırımla açabileceği kurumlar olmaktan çıkarak, profesyonel bir planlama, uygulama ve değerlendirme süreciyle sürdürülmelidir.

İş geliştirme ve ar-ge çalışmaları acilen öğrenilmeli ve hızla hayata geçirilmelidir.

Finans planlamaları, gelir-gider dengeleri, 1 ve 3 yıllık planlamalar kurgulanmalı ve takip edilmelidir.

3. İnsan kaynağı yetiştirme konusunda yatırım yapılmalıdır:

Öğretmenlerin sadece kendilerini geliştirebilecekleri değil, içinde oldukları okulun sistemini en iyi şekilde hayata geçirebilecekleri eğitimleri almaları gerekir.

Yalnızca ücret değil, statü olarak da okul kendini «çalışılmak için cazip» hale getirmelidir.

Kişisel ve mesleki olarak beslenen güçlü ve sadakati yüksek bir kadro ile kriz yönetimine hazırlıklı olunmalıdır.

4. Kayıt bulma ve kayıt alma konusunda ayrı çalışma yürütülmelidir:

Kayıt çalışmaları 20 yıl öncesinde olduğu gibi beklenince gelen bir süreç değildir.

İç velilerde güven ve memnuniyet oluşturmak, dış velileri de okula getirtebilmek için doğru stratejiler kurgulanmalı, planlı, sistematik ve yıl boyu süren çalışmalarla süreç garanti altına alınmalıdır.

5. Sürekli gelişim ve güncellenme ilkesi ile hareket edilmelidir:

Yapay zekanın da hayatımızda iyice yer etmesi sebebi ile artık yıllık güncellemelerin bile yetmeyeceğini ön görüyoruz.

Aylık olarak kurumların kendi analizlerini çıkarması, tüm süreçlerin gidişatının değerlendirilmesi, gerekli güncellemelerin zaman kaybetmeden yapılması gerekmektedir.


Tüm bunları yapabilmek bir anaokulu için mümkün mü?

1.     Ciddi maddi kadro yatırımları yapılabilir

2.     Çok sayıda uzmandan danışmanlık alınabilir

3.     Profesyonellerle buluşma gerçekleşebilir

4.     Esnek sistemlere dahil olunabilir

5.     Küstüm oynamıyorum denebilir :)

Teşekkür ederim.


 
 
 

Yorumlar


Copyright © 2026 İDEKA | Bu web sitesi Kullanım Koşulları & Gizlilik Politikası hükümlerine tabidir.

bottom of page